top of page
ciragan-sarayi-kempinski-istanbul-01_1481288833_-1x-1_false_false.jpg

Çırağan Sarayı’nda Tercih Edilen Yapısal Sağlık İzleme Sistemi

Kent Ölçeğinde Dinamik Risk Analizi

  • Yazarın fotoğrafı: Emre YILDIRIM
    Emre YILDIRIM
  • 27 Oca
  • 2 dakikada okunur

Deprem riskinin kent ölçeğinde değerlendirilmesi, uzun yıllar boyunca tekil göstergelere dayalı yaklaşımlar üzerinden ele alınmıştır. Pik yer ivmesi (PGA), makrosismik şiddet haritaları ve bina bazlı hasar olasılıkları, riskin belirli bir an için nicel olarak ifade edilmesini sağlamıştır. Ancak bu yöntemler, depremin zamana bağlı dinamik doğasını ve kent dokusu üzerindeki ardışık etkilerini açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Kent ölçeğinde dinamik risk analizi, depremin tek bir anlık olay değil; zamansal olarak evrilen, mekânsal olarak yayılan ve yapı stokları üzerinde farklı hızlarda etki eden bir süreç olduğunu kabul eden çağdaş bir mühendislik yaklaşımıdır.


Bu yaklaşımın temel varsayımı, kentlerin tekil binaların toplamı olmadığıdır. Kentler; farklı yapı tipleri, zemin koşulları ve yapı–zemin etkileşimlerinin bir araya gelmesiyle oluşan karmaşık sistemlerdir. Bu nedenle aynı deprem, kent genelinde eş zamanlı ve eş biçimli etkiler üretmez. Bazı bölgelerde kısa süreli ancak yüksek genlikli zorlanmalar oluşurken, bazı bölgelerde daha düşük genlikli fakat uzun süreli titreşimler baskın hale gelebilir. Dinamik risk analizi, bu farklılaşmayı tek bir eşik değere indirgemek yerine zaman-tarihsel davranışın bütüncül biçimde incelenmesine dayanır.


Zaman-tarihsel analizler, deprem mühendisliğinde yapı bazında yaygın olarak kullanılan yöntemlerdir. Dinamik risk analizi bu yöntemi kent ölçeğine taşıyarak, deprem dalgalarının kente hangi sırayla ulaştığını, hangi bölgelerde titreşim süresinin ve enerji yoğunluğunun arttığını ve hangi yapı gruplarının bu etkiler karşısında daha hassas hale geldiğini ortaya koymayı amaçlar. Böylece risk değerlendirmesi yalnızca deprem büyüklüğü veya şiddeti üzerinden değil, yer hareketinin zamana yayılmış etkileri üzerinden yapılır.


Bu yaklaşımda yapı stoku, tekil binalar olarak değil, benzer dinamik özellikler gösteren davranış grupları olarak ele alınır. Aynı yapı tipine sahip binaların farklı bölgelerde farklı tepkiler vermesi; zemin özellikleri, yerel rezonans etkileri, yapı–zemin etkileşimi ve dalga yayılım yönü gibi parametrelerle açıklanır. Bu sayede risk haritaları, yalnızca hasar olasılığını değil, riskin oluşma ve yoğunlaşma zamanını da içeren çok boyutlu bir karar destek aracına dönüşür.


Kent ölçeğinde dinamik risk analizi, afet sonrası müdahale süreçleri açısından da önemli kazanımlar sağlar. Bu yaklaşım, saha ekiplerinin yalnızca hasarın en yüksek olduğu alanlara yönlendirilmesi yerine, riskin hızla arttığı ve ikincil hasar olasılığının yükseldiği bölgelerin önceden belirlenmesine imkân tanır. Müdahale ve kaynak tahsisi süreçleri, statik öncelik listeleri yerine zamana bağlı risk artışını esas alan bilimsel bir zemine oturtulur.


Leeboard tarafından geliştirilen çok katmanlı analiz mimarisi, kent ölçeğinde dinamik risk analizinin uygulanmasını mümkün kılan bir altyapı sunar. Yer hareketi tahmin modelleri beklenen sismik talebi tanımlarken, sensör ağları gerçek zamanlı ölçümler üretir. Frekans ve davranış analizleri, yapıların dinamik tepkisini doğrular; zaman-tarihsel değerlendirme ise riskin mekânsal ve zamansal evrimini ortaya koyar. Bu bütünleşik yaklaşım, kentin deprem davranışının anlık göstergeler yerine süreklilik içinde değerlendirilmesini sağlar.


Dinamik risk analizi, belirsizliği tamamen ortadan kaldırmayı hedeflemez. Aksine, belirsizliği ölçülebilir, izlenebilir ve yönetilebilir hale getirir. Bu yaklaşım, afet yönetimini sezgisel değerlendirmelerden çıkararak veri ve model temelli bir çerçeveye taşır ve kentsel dayanıklılığı yalnızca bina bazında değil, sistem düzeyinde ele alır.


Sonuç olarak kent ölçeğinde dinamik risk analizi, depremin kent üzerindeki etkisini tek bir anın veya tek bir göstergenin ötesinde ele alan, zamana bağlı ve davranış temelli bir değerlendirme yaklaşımıdır. Zaman-tarihsel analizlerin mekânsal olarak ölçeklendirilmesi sayesinde risk, yalnızca nerede sorusuna değil, ne zaman ve nasıl sorularına da yanıt verecek biçimde tanımlanır. Bu yaklaşım, kentlerin afetlere karşı daha dirençli hale gelmesi için gerekli olan bilimsel öngörü, doğru önceliklendirme ve etkili müdahale süreçlerinin temelini oluşturur.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page